Mustafa Râkım

Ünye’de dünyâya gelen Râkım Efendi, asırların nâdiren yetiştirdiği sîmâlardandır. Tuğrâ, sülüs ve celîsinde çığır açmış bir san’atkârdır. Gençliğinde babası Mehmed Kaptan ile İstanbul’a gelen Mustafa Râkım, ağabeyi İsmâil Zühdî (ö. 1221/1806) himâyesinde hıfzını ve medrese tahsîlini tamamladı. Bu arada ağabeyinden sülüs, nesih yazılarını meşk ederek on iki yaşında 1183/1769’da icâzet aldı. Ayrıca III. Derviş Ali’den hat san’atını öğrenerek mezun oldu ve Râkım mahlasını aldı. Ayrıca nesta’lîk hattını da güzel yazardı. Gayret ve kâbiliyeti sâyesinde kısa zamanda hiçbir hattatın erişemeyeceği dereceye ulaştı. Reîsülküttap Râtip Efendi ve Râşif Efendi ile kurduğu münasebet sâyesinde devrin ileri gelenlerini tanıdı ve çocuklarına yazı dersleri verdi. Yaptığı bir resmi çok beğenen III. Selim kendi resminin de yapılmasını emretti. Bu münâsebetle huzûra çıkan Râkım Efendi, resmi tamamladıktan sonra, padişâhın takdir ve ihsânına nâil oldu. Bu başarısından dolayı kendisine müderrislik pâyesi verildi. Daha sonra sikke-i hümâyûn ressamlığına (paraların üzerindeki yazı ve tuğraları çizme) ve tuğrakeşliğe tâyin edildi. II. Mahmud’a hat hocalığı yapan Râkım Efendi, çeşitli vazîfelerde bulunmuş, 1238/1823’de Anadolu Kazaskerliğine getirilmiştir.

Mustafa Râkım, pâdişah tuğralarını ıslah ederek son şeklini vermiş, sülüs, nesih ve bilhassa sülüs celîsinde estetik ölçüleri, nisbetleri en güzel şekilde sağlayarak yeni bir üslûbun sâhibi olmuştur. Meşhur hattât Sâmî Efendi’nin meclisinde bulunanlardan biri: “Efendim, Râkım Efendi’yi geçtiniz” deyince, Sâmî Efendi “Râkım geçilmez kim onu geçmek isterse, geri döner” diyerek onun hat san’atındaki güç ve kemâlini izhar etmiştir.

Ayasofya’da Sultan Mahmud imzâlı büyük levha, doğrudan doğruya Râkım’ın kaleminden çıkan bir hârikadır. Fâtih Nakşidil Sultan Türbesi’nin kuşak insan sûresi, kapı ve çeşme yazıları, ayrıca mektep kapısının üstündeki levha, Tophâne Nusretiye Câmii’nin içindeki Nebe’ sûresi, Edirnekapısı’nda kardeşi İsmâil Zühdî’nin ve Eyyüb Câmii dışında Reşid Efendi’nin kabir kitâbeleri hat san’atımızın şâheserleri arasındadır. Celî kalıpları TİEM’de muhafa edilmektedir.

Yazı târihinde celî sülüs, Ali b. Yahyâ Sûfî ile büyük bir gelişme göstermişken Mustafa Râkım’a kadar durgun bir safhaya girmiş idi. Mustafa Râkım, Hâfız Osman’ın sülüs ve nesih yazılarını inceliyerek elde ettiği harflerin gövde ve duruş güzelliklerini celîye tatbîk etmiş, celî yazılarda gerçekleştirilmesi zor bir inkılâbı başarmıştır. Sâmî Efendi’nin: “Eğer Râkım’ın celîlerini küçültürsek, Hâfız Osman’ın sülüslerini elde ederiz” dediği rivâyet edilir. Harf ve kelimelerin kazandığı güzel nisbetle berâber, ressamlığının da tesîri ile Mustafa Râkım istif ve terkiplerde de birlik ve en güzel âhenge ulaşmıştır. Râkım üslûbu, muâsırları arasında yayılmasına devâm ederken, Mahmûd Celâleddin (ö. 1245/1829), Râkım üslûbu karşısında farklı bir çığır açtı. Ancak keskin, sert ve donuk duran yazı husûsiyetleriyle bu ekol, Tâhir (ö. 1262/1846) ve Esmâ İbret Hanım’la bir müddet daha devam etti. Fakat daha sonra bu yol terkedildi.

Mustafa Râkım’ın yetiştirdiği öğrenciler arasında pâdişah II. Mahmûd, Mehmed Hâşim Efendi (ö. 1262/1846) ve Mehmed Şâkir Recâî (ö. 1291/1874) önde gelen hattatlardandır.

15 Şâban 1241 (25 Mart 1826) târihinde vefât eden Râkım Efendi Karagümrükte, eşi Emîne Hanım tarafından yaptırılan türbeye defnedildi. (1)

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: