Geleceğin evrensel dili: Minyatür{Orhan Dağlı ile Röpörtaj}

slâmla tanışmasının ardından köklü sanat mirasımızın varlığından haberdar olan ve bu kaynaktan beslenen bir değer Orhan Dağlı. Kaynaktan aldığını bizlere aktarıyor tüm zorluklara rağmen.

Orhan Dağlı kimdir: Mimar Sinan Güzel Sanatlar Akademisinin Geleneksel Türk El Sanatları bölümünü başarıyla bitiren Dağlı’nın en büyük zevki resim. Anneannesinin vefatı vesilesi ile İslâma dönüş var. Bu dönüşün ardından Hat meşki ile başlayan geleneksel el sanatları yolculuğu tezhib, ebru, kalem işi ve minyatürle devam etmiş. Şu anda İsmek ve Hekimoğlu’nda minyatür dersleri veriyor. Aynı zamanda hat, tezhib ve minyatür alanında eser icra ediyor.

Hat’tan resim’e geniş bir sanat portföyünüz var. Neden minyatür?

Yeteneğe değil Allah’a güven var. Hat’ta altı yazıyı bir arada alıyordum. Bu kadar yazıyı, tezhibi, minyatürü… Yanında ebru ve kalem işi. Ders olması itibariyle sanat tarihi blokları ve hepsini bir arada. Bunu ancak ehli olan anlar ve takdir eder. Çoğu hocam bana tercih bildirmemi, yapamayacağımı söyledi. Akademiden mezun oldum. Boş ve çok zor bir zaman aralığıydı. Askerden döndükten sonra Türk toplumunun erkekten beklentisi var: “Ne kazanıyor?” Bir sanatçının yetişmesi çok zor. Baktım ki hepsini aynı anda çözüme ulaştıramayacığım, bir şekilde para kazanmam gerekiyor. Hat gözümde büyüdü. Daha yolun başında olduğumu fark ettim. Tezhib de biraz korkutuyordu. “Ben minyatürle başlayayım” dedim.

Sanat bilginizi ve estetiğini oluştururken kimlerden etkilendiniz?

Akademi’de minyatürde benim dönüm noktam Yakup Cem Hocadır. Hat’ta zaten Hüseyin Kutlu oldu. Arkasından Prof. Ali Alparslan, Davut Bektaş, Mehmet-Osman Özçay özellikle hat görüşümü derinden etkileyen insanlardır.

Minyatür sanatında örnek aldığınız sanatçılar kimlerdir?

Bihsat 1450’lerde yaşamış çok önemli bir minyatür sanatçısıdır. Hint-Moğol sanatı beni çok etkilemiştir. Baktığınızda o etkiyi görürsünüz. Hint-Moğol sanatında Goarthan diye bir sanatçı vardır; işçilikteki titizliği ulaşılmaz. Bir’de Hokusa, Hiroşige Jakucu: Bu üçü Japon minyatüründeki en önemli 3 sanatçıdır. Bunlar geçmişte yaşamış ama benim hayatımda ciddî anlamda yer tutan sanatçılardır.

Minyatür sanatını seçerken ailenizden veya çevrenizden daha popüler bir sanat dalını saçmeniz için baskılar oldu mu?

Tabii ki annemle babam. Ama özellikle bir teyze tarafım öğretmen. Şöyle bir şey var aileden; maddi bir destek yoksa bütün sanatçılar sürünür. Hikmet Hoca bir şey söylerdi: “Bir sanatçının on yıl sürünmesi vardır.” Beş yılın akademide geçer, sonra estetiğini öğrenirsin, üç yılda kendini geliştirirsin, inceltirsin. Sonra birazda kendi formunu eklersin. Sonra da sanatçı olursun. Bunlar önemli şeyler.

Öğretmenliğe nerede başladınız?

Özel bir kursta başladım. Hekimoğlundan sonra belediyeden bir teklif geldi. Göğsümü gere gere söylüyorum öğretmenlik benim için bir vazife falan değil bir yaşam biçimi. Öğretmezsem ölürüm.

Öğrencilerinizden memnun musunuz?

Onlar Allah’ın bana bir lütfu. Herhalde içerlerinde yaramazlar çıktı. Ama çok seviyorum hepsini. Ciddî söylüyorum. Bir çoğunun yaşı benden büyük olabilir ama hepsini bir evlâdım, kardeşim gibi seviyorum. Bir aile gibi. Zaten başka türlü de olmaz diye düşünüyorum.

Minyatür sanatının dünyadaki konumu nedir?

Bundan 15 yıl önce bunu söylüyordum, kimse saygı duymuyordu. Ben duymuyordum ki, “siz ciddiye almıyorsunuz ama minyatür ve bizim anlayışımızla yapılan resimler gerçekten insanlara ulaşabileceğimiz ortak dil.” Irak’taki katliâmları gördük, Tayland’daki bir yığın iğrenç şeyleri gördük. Şimdi hangisi dikkat çeker bir gazetede. Uzun uzun yazılmış bir Irak katliâmı mı, paramparça olmuş bir çocuk fotoğrafı mı? Hangisi ortak dil? Görsel olan ortak dil. Amerika bunu kullanıyor, İngiltere bunu kullanıyor. Resimle kendini ifade edebiliyorsun. Minyatür geleceğin silahı, san’atı. Ama siz ciddiye almıyorsunuz bunu. San’atı siyasileştirme olarak değil. Mademki bir düşünce var sahip çıkmanız lâzım. Bu san’atla çok daha fazla şey ifade edebilirsiniz.

Minyatürle ilgili yeni projeleriniz var mı?

Oturmakta olan bir eğitim sistemimiz var. Ağaç, çiçek, toprak ve taş kısmı kesinlikle sisteme oturdu. Artık çok rahat insan yetiştirebilir olduk. Şu anki hayalim, Allah ömür verirse önümüzdeki eğitim yılı itibariyle kuş ve hayvanı da aynı sisteme oturtmak istiyorum. Ve akabinde de insan. Kafamdaki proje bu: Eğitim sistemini oturtmak ve sistemleştirmek.

Türk halkının minyatüre bakışı nasıl?

Şimdi şöyle bir şey var; zaten san’atın beş, altı dalının büyük şehir dışında yaşaması mümkün değil. Bir de sen onu bırak, İstanbul’da bile minyatürü geçtim, hat’tı bile bilmeyen imam hatipler tanıdım. İşte böyle bir ortam olunca halktan bir şey beklemek çok lüks oluyor. Ben bunu bir zevk meselesi olarak alıyorum. Son yıllarda daha bilinçle yetişen bir kuşak var. Anlayan takdir eden bilgi toplayan bir kuşak var. Minyatür açısından asıl talep yurt dışından geliyor.

Öz san’atlarımızı halka tanıtmak için ne yapılabilir?

Şimdi şöyle bir şey var; san’at maddî refahla ilintili bir şeydir. Kişilerin maddî refahı yükseldikçe sanatı da yükselmeye başlıyor. Bunu sağlayacak olanlarda başbakanlarımız. Türkiye’nin bir gerçeği var; gelir dağılımındaki düzensizlik, haliyle insanların öncelikli ihtiyaçları san’atın önüne geçiyor.

Bu durumda san’atçı ne yapabilir?

San’atçıya düşen kıskanç olmadan paylaşmayı bilmek. Bir hedefim var: Bu dünyadan göçtüğüm zaman arkamdan hayır lâf edecek insan kalması. Yani, kıskandı, sakladı şöyleydi böyleydi. Öyle önüne geçti şu insanın.’ Bir Allah razı olsun kalırsa doğru bir şeyler yapmış olurum. Bu yolda çok savaş verdim. Beyin kanaması geçirdim. Hiç kimse kucağını açmıyor size. San’at dünyasında ne adilikler, yanlışlıklar gördüm. İşlerinizi herkesten önce görüp hiçbir şekilde tepki vermeyip ünlendikten sonra ilk defa görüyormuş gibi bakan, gören makam sahiplerini gördüm.

Farklı bir mesleğe geçmeyi düşündünüz mü?

Evet zorunlu olarak. Çünkü çok kötü şeyler gördüm. Dedim ki, eğer ben savaşmazsam bu san’atlar kimlere kalır. Çünkü benim gibi hassas arkadaşların kaydığını gördüm. Bıraktılar başka işler yapmaya başladılar. O kadar hassas bir yapım var ki, bu sebep olmasa ben de dayanamazdım. Dedim ki, ‘bana ne yaparsanız yapın dayanacağım.’ Allah’da güç verdi. İnanmayacaksın, insanlar benim ayağımı kaydırmaya çalıştıkça o kadar yukarı çıktım ve şu anda mutluyum.

(Su Dergisi / Ağustos – Eylül 2006

sayısından alınmıştır.)

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s