Archive for Hat Sanatı

Süheyl Ünver – Mehmet Nuri Yardım

BİR MEKTEP ADAM: SÜHEYL ÜNVER
Mehmet Nuri Yardım

Geleneksel Türk sanatları bugün büyük ilgi görüyor. Gençler sevgiyle koşup öğreniyorlar bu ölümsüz maharetlerimizi… Düne kadar burun kıvrılan öz sanatlar, önemsenmeyen has eserlerimiz bugün el üstünde, baş üstünde… Artık tezhip, ebru, hat, minyatür gözde sanatlar… … continue reading this entry.

Reklamlar

Fuat Başar ile Röportaj – Mehmet Nuri Yardım

Nesiller arasında köprü: Fuat Başar
Mehmet Nuri Yardım

Hattat, şair, ama önce ve en çok ebru üstadı olarak tanınıyor Fuat Başar. Bir çok kişinin bilmediği bir yönü ise gönül adamı oluşu, rindliği, dostluğu. Benim onunla yıllara dayanan kutlu tanışmada ruh derinliğini, fikir zenginliğini ve hayal enginliğini tattım ve bütün boyutlarıyla yaşadım. … continue reading this entry.

db1.jpg

Tuğra

Tuğra Hat Sanatı

Tuğra dört bölümden ibarettir. Bunlara çeşitli isimler verilmiştir. … continue reading this entry.

Edirne’de Hat Sanatı

Edirne’de Hat Sanatının Tarihçesi

Edirne’nin Osmanlı hakimiyetine girişinden yaklaşık yüzyıl önce, Bağdad’da Yakut’ül-Musta’sımi’nin yazdığı gerçek hüsn-i hat kaideleri, Anadolu’dan Rumeli’ye doğru çok uzun bir zamanda geldiğinden, Edirne’de, fethinden sonra geçen yarım asır için, yazının sadece okumak maksadiyle yazıldığına, daha sanat dalı haline gelmediğine fikir yürütülebilir. … continue reading this entry.

Ferman

Ferman, kelime itibariyle emir, irade, buyruk anlamlarını taşır, islamiyeti kabul ettikten sonra ilhanlılar tarafından kullanılan bu kelime, Osmanlılar’a da onlardan geçmiştir. … continue reading this entry.

Sanatta hezarfen, insaniyette kâmil

KEMAL BATANAY

Muhittin Serin

Biz Türklerin, hepimizin mâlumu bulunan arkeoloji ilmine yeni bir alt şube açmak ihtiyâcı var; aramızda hızla seyrelen ve nâdirleşen güzel insan tiplerini tanımak, keşfetmek, gömüldükleri nisyân mevkiinden kurtarmak ve onları yeniden kendimize -amma hassaten gençliğe- tekrarlanası bir numûne edinmek için yeni bir ilmi disiplin geliştirmeliyiz. … continue reading this entry.

Hat üstatlarını Batılı ressamlar kadar tanıyamadık

Prof.Dr. Muhittin Serin: Hat üstatlarını Batılı ressamlar kadar tanıyamadık

Modern resmin öncülerinden Picasso’nun ‘Benim resimde varmak istediğim son noktayı İslam yazısı çoktan bulmuş.’ dediği rivayet edilir. … continue reading this entry.

Ketebe (İmzâ) ve Târih Koyma Şekilleri

Hattatlar, yazıları altına koydukları imzâlarını ekseriyâ Arapça “Bunu yazdı” demek olan kelimesiyle birlikte yazarlar ki, buna Ketebe koymak, Ketebe yazmak, Ketebe atmak, kısaca ketebe derler.
… continue reading this entry.

İcâzet

Bir üstâddan ders görmek, yazının usûl ve kaidelerini nazarî ve amelî olarak tahsîl edip, yazdıklarına imzâsını koymaya selâhiyet kazanmak ve bunu resmen tevsîk etmek eskiden âdet idi. İmzâya izin vermeye İcâzet verme, bu salâhiyeti almaya da İcâzet alma tâbir olunurdu ki, bir nevi’ diploma verme ve almak formalitesi demektir.

Bu usûl gereğince, talebe olgunlaşıp imzâ atabilecek bir seviyeye eriştikten sonra hangi yazıları tahsîl etmiş ise ekseriya bir kıt’a bâzen de bir murakka’ (=yazı albümü) veya hilye, yâhut bu gibi bir levha yazar, bir (tez) hazırlar, hocasına verir. Hocası veya hocaları bunu tetkîk ederek talebenin ehliyet derecesini takdîr ve tâyin ettikten sonra, (Resim: 122 ve 123)’de göründüğü üzere, levhanın altına yazarak, “Artık, yazdıklarının altına ketebe (imzâ) koymaya ve başkasına da ders ve icâzet vermeye izin verildiği” beyân ve tasdîk edilirdi. Bu sebeple, icâzet almayan bir kimse, yazıları altına kendiliğinden imzâsını koyamaz, yâni koyup da yazısını cemiyete ve san’ata mal edemezdi. Kendisini, ne bir san’atkâr tanımaya ve tanıtmaya; ne de başkasına izin ve icâzet vermeye salâhiyetli görebilirdi; aksi takdirde resmen mes’ûl olurdu. Bundan maksat, san’atın şerefini ve san’atkârların hukuk ve haysiyetlerini ve cemiyet içindeki mevkî ve kıymetlerini korumak, san’atın kötüye kullanılmasına ve gerilemesine, estetik kıymetlerin ehliyetsiz ellerde oyuncak olmasına yer vermemektir.

Demek oluyor ki, hattatlık Yâkut’tan sonra İslâm dünyâsında bir istiklâl kazanmış, san’at rûhunun bedî’ ve temiz tezâhürleri olan yazıları, san’atın salâhiyet ve tenkit süzgecinden geçirmeden medeniyet âlemine arz etmemek, bir prensip olarak kabûl edilmiştir. Fakat bu, bir inhisâr zihniyetiyle yapılmış değil, bir ihtisas işinin bütün inceliklerini yakından kavramış bulunmanın samîmi bir ifâdesi olarak konulup devam ettirilmiştir. Bununla berâber, son zamanlarda bu imzâ yasağına ve icâzet alma lüzûmuna riâyet edilmez olmuş, bu da mes’ûliyet hissinin sönmesine sebep olduğundan, tabiatiyle her eli kalem tutan imzâ atmaya başlamış ve icâzet verme ve alma işi, târihî bir an’aneye uymaktan ve ihtiyârî bir formaliteden ibârete kalmıştır.
http://www.trboard.org

« Previous entries